5 Haziran 2017 Pazartesi

GÖZTEPE SÜPER LİGDE

      Uzun bir bekleyişten sonra bir İzmir'li ve Göztepeli olarak Göztepemiz bu akşam Antalya'da Eskişehir ile oynadıkları maç sonunda penaltılarda attığı son golle Süper lige çıktı:)


     
          İzmir bayram yeri. Bizimkiler Antalya'ya gitti maçı izlemeye ben evde izledim. Ben maç izlemem ama Konu Göztepe ise gerisi teferruattır :) Daha önce başka şehirlere gidip izlemişliğim var. Sadece Göztepeliyim bir İzmirli olarak:)başka takım tutmuyorum Bucalı olarak Bucaspora, Babam ve çok sevdiğim bir abim Altaylı olduğundan Altay'a karşı bir sempatim olduğunu itiraf etmeliyim

         Yalnız bir sorunumuz var Gözgözün Stadı yok:(  Umarım önümüzdeki sezona kadar yapılır.

          Göztepemize süper ligde başarılar diliyor ve tezahüratlarını paylaşıyorum:)

 HER ŞEYDEN ÖTE SEVDİK BİZ SENİ

İSYAN MARŞI



ELBET BİR SABAH



GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ GÜNEŞLİ GÜNLER


SEN BANA YASAK


GÖZYAŞIMIZ KAN KIRMIZI



ÇAV BELLA







14 Şubat 2017 Salı

SEVGİLİLER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN

       14 Şubat sevgililer gününün nasıl başladığını merak ettim ve hikayesini buldum eğer doğruysa tabi :) 


Sevgililer Günü 'nün başlangıç tarihi eski Roma İmparatorluğu zamanına uzanıyor. Eski Roma'da 14 Şubat günü bütün Roma halkı için önemli bir gündü. Çünkü bu günde Roma tanrı ve tanrıçalarının kraliçesi olan Juno'ya duyulan saygıdan ötürü tatil yapılırdı. Juno ayrıca Roma halkı tarafından kadınlık ve evlilik tanrıçası olarak da biliniyordu. Bu günü takip eden 15 Şubat gününde ise Lupercalia Bayramı başlıyordu. Bu bayram halkın genç nüfusu için büyük önem taşıyordu. Bunun nedeni ise yaşantıları kesin kurallar ile sınırlandırılmış, bunun doğal sonucu olarak bir birliktelik yaşama şansı olmayan bu gençler sadece bu bayram süresince bile olsa birbirlerinin partneri oluyorlardı. Hangi genç bayanın hangi genç erkek ile bir çift oluşturacağı eski bir gelenek olan ve Lupercalia Bayramı'nın arife günü yapılan bir çekiliş ile belli oluyordu. Romalı genç kızlar isimlerini küçük kağıt parçalarının üzerine yazıp bir kavanoza koyuyorlardı. Genç Romalı erkkeler ise kavanozdan bu kağıtları çekerek üzerinde hangi kızın ismi yazıyorsa o kızla bayram eğlenceleri boyunca beraber oluyorlardı. Bu birliktelikler birbirine aşık olan çiftler için bayram süresinin dışına taşıp genellikle evlilikle sonlanıyordu. İmparator 2. Claudius, Roma'yı kendi katı kuralları ile zalimce yöneten bir hükümdardı. Onun için en büyük problem ordusunda savaşacak asker bulamamaktı. Ona göre bu durumun tek sebebi Romalı erkeklerin aşklarını ve ailelerini bırakmak istememeleriydi. İşte bu yüzden Roma'daki tüm nişan ve evlilikleri kaldırdı. Aziz Valentine de Claudius'un hükümdarlığı zamanında Roma'da yaşayan bir papazdı. Kendisi gibi papaz olan Aziz Marius ile birlikte Claudius'un yasağına rağmen gizlice çiftleri evlendirmeye devam etti. Ancak imparator bu durumu bir süre sonra öğrendi. Aziz Valentine insanları evlendirmeye devam ettiği için tutuklandı ve yaptıklarının cezası olarak sopa ile dövülerek öldürüldü. Milattan sonra 270 yılının 14 Şubatı Hristiyan şehitliğine gömüldü. Aynı zamanlarda Roma'daki putperestler, şubat ayı içinde kutlanan Lupercalia Bayramı'nı kendi putperest tanrıları için kutluyorlardı. Bayram öncesi yapılan geleneksel çekilişi ise seromoniye bağlı kalarak kendileri için uygulamaya başladılar. Hristiyan Kilisesi'nin ilk kurulduğu yıllarda hizmet veren papazlar bu törenlerin, özellikle de evlenmemiş gençlerin putperestler ile birlikte anılmasından rahatsız oldukları için bir çözüm buldular. Bu gençlerin isimlerinin azizlerle birlikte anılmasını istedikleri için Lupercalia Bayramı'nın başladığı günü Aziz Valentine Günü olarak kutlamaya başladılar. O gün bugündür her yılın 14 Şubat'I Sevgililer Günü olarak kutlanmaya devam ediyor ve yeryüzünde kadın ve erkek beraber olduğu sürece de kutlanmaya devam edecek gibi
                   Kaynak:http://www.sevgililergunu.biz

       Bizim amacımız sevdiklerimizle güzel vakit geçirmek sevgililer günü bahane. Herkesin Sevgililer  günü kutlu olsun:)

















Bir Eşi Olmalı İnsanın!!!

Bakarken yüreğinin kabardığı,
Gözlerinden gözlerine yüreğinin aktığı...
Aşık olduğu bir eşi olmalı!
... Sabah gözlerini açtığında,
yanında olduğunu görüp,
Şükürler etmeli Yaradana.
Koklamalı saçlarını Uyuyan eşine şefkatle bakıp,
Usulca dokunmalı yüzüne,

Bir eşi olmalı insanın!!!

Varlığını hissedebilmek için.
Parmakları titremeli, incitirim korkusuyla.
Sürekli çağlayan bir pınar olmalı gönlü...
Kramplar girmeli midesine,
Onsuzluk aklına geldikçe!

Bir eşi olmalı insanın!!!

Rüzgar onun kokusunu getirmeli,
Yağmur O’nun sesini.
Elleri yanmalı ellerini tutabilmek için.
Akşam onu görecek diye, pırpır etmeli yüreği.
Kelebekler gibi olmalı insanın kalbi.
Ayakları birbirine dolaşmalı heyecandan, eve dönerken eşi.
Beklemek asırlar gibi uzun gelmeli.
Gelişi ile sonsuz bir nur dolmalı içine.

Bir eşi olmalı insanın!!!

Yüzüne baktığında, konuşmadan anlamalı derdini,
Tasasını, öfkesini, sevincini, coşkusunu...
Güven duymalı, herşeyiyle.
Başını göğsüne koyup, huzurla uyuyabilmeli,
Tüm düşüncelerinden arınmış olarak.
Babası, abisi, arkadaşı, dostu, sırdaşı, anası, çocuğu olmalı...
Şımarabilmeli yanında. Kıskanılmalı zaman zaman da...

Bir eşi olmalı insanın!!!

Sabah yolcularken işine, içi acımalı,
Daha yollarken özlemeye başlamalı.
Seni şimdiden özledim!!!

Bir eşi olmalı insanın!!!

Akşam dönüşünü beklemeli sabırsızlıkla.
Gözleri yollarda kalmalı
Ve kapıyı çalmadan açmalı...
Aşkla karşılamalı,
Hasretle sarılmalı boynuna,
Özlemle koklayıp, öpmeli,
Yıllarca uzak kalmışçasına!

Bir eşi olmalı insanın!!!

Her günü bir başka güzel olmalı yaşamın,
Bir başka özel, bir başka soluklanmalı her anında.
Verdiği hiç bir şeyin yeterli olmadığını düşünüp, kahrolmalı,
Daha fazla ne yapabilirim diye düşünmeli.

Bir eşi olmalı insanın!!!

Cennetten köşe almışçasına
Sevdiği, sakındığı, bakmaya kıyamadığı...
Her bir hücresinden aşkın fışkırdığı,
Çölde okyanusu yaşadığı bir eşi olmalı insanın!!!


Ben seni ölene dek seveceğim boş laf!!! 
Ben seni sevdikçe ölmeyeceğim...

Can Yücel




SEVİYORUM SENİ 

Seviyorum seni 
ekmeği tuza banıp yer gibi 
Geceleyin ateşler içinde uyanarak 
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi 
Ağır posta paketini 
neyin nesi belirsiz 
telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi 
Seviyorum seni 
denizi ilk defa uçakla geçer gibi 
İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık 
içimde kımıldayan birşeyler gibi 
Seviyorum seni 
Yaşıyoruz çok şükür der gibi. 

NAZIM HİKMET 






AŞK



Sokağa fırlayacaksın… Sokaklar da dar gelecek… Tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi… Ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü… Kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksin… Birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan… “Önemli olan sağlık.” “Yaşamak güzel.” “Boş ver, her şey unutulur.” Sen hiçbirini duymayacaksın… Göz yaşlarından etrafı göremez hale geleceksin… Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksin… Hep ondan bahsetmek isteyeceksin… “Ölüme çare bulundu” ya da “Yarın kıyamet kopacakmış” deseler başını kaldırıp Ne dedin?” diye sormayacaksın… Yalnız kalmak isteyeceksin… Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak… İkisi de yetmeyecek… Geçmişi düşüneceksin…Neredeyse dakika dakika… Ama kötüleri atlayarak… Onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin… Gittiğin yerlere gitmek… Bu sana hiç iyi gelmeyecek…Ama bile bile yapacaksın… Biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese,kaçacaksın… Aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yaşamak için direneceksin… Hayatının geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin….Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin… Herkesi ona benzetip… Kimseyi onun yerine koyamayacaksın… Hiçbir şey oyalamayacak seni… İlaçlara sığınacaksın… Birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan… Sadece bir müddet buzlu camin arkasından seyrettiren…Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek… Boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin… Uyumak zor, uyanmak kolay olacak… Sabahı iple çekeceksin… Bazen de “Hiç güneş doğmasa” diyeceksin… Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler… Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin… Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak isteyeceksin.. Nafile… Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek…Rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin… Her sıçrayarak uyandığında onun adini söylediğini fark edeceksin… Telefonun çalmasını bekleyeceksin… Aramayacağını bile bile… Her çaldığında yüreğin ağzına gelecek… Ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla… Yüreğin burkulacak… Canın yanacak… Bir daha sevmemeye yemin edeceksin… Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden… Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın… Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için nefret edeceksin… Yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin… Onunla hiçbir anının olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek… Ama bir umut…Onunla bir gün bir yerde karsılaşma umudu… Bu umut seni gitmekten alıkoyacak… Gel gitler içinde yaşayacaksın… Buna yaşamak denirse… Razı mısın bütün bunlara…? Hazır mısın sonunda ölüp ölüp dirilmeye…?o halde AŞIK olabilirsin…
Alıntıdır.









17 Ocak 2017 Salı

BARBAROS OYUK (KORKULUK) FESTİVALİ






      
    
       Resimler yan yüklendiğinden ve bir türlü düzeltemediğimden 6 ay gecikmeyle tekrar deniyorum gecikme için sizlerden özür diliyorum. Ama bu festivali yayınlamasam olmazdı :)


      Urla Barbaros Köyü  ilginç bir festivale evsahipliği yaptı. Korkuluklara:) Birbirinden güzel korkuluklar vardı görülmeye değer. Festivalin adını Oyuk Festivali olarak duyduğumda herhalde oyulan birşeyleri sergileyecekler diye düşünmüştüm. Oysa oyuk dedikleri bildiğimiz korkulukmuş. onsai


         Köye girerken bizi korkuluklar karşıladı.






 











































Festival kapsamında kırkyama (patcwork) sergisi vardı. Yapılanlara hayran kalmamak mümkün değildi :)

















Sergiyi gezerken aşağıda resimlerini paylaşacağım yorganları ve kanaviçeleri Fuat Arık amcanın yaptığını öğrendiğimde hayretler içinde kaldım. Çünkü hep bayanlar tarafından yapıldığını gördüğümden bir erkeğin böyle güzel şeyler yapmış olması beni şaşırttı. Fuat amcayı dışarıda bulup hemen eserlerinin yanında fotoğrafını çekmek üzere çağırdım sağolsun kırmadı beni. Dediğine göre dikiş makinesi kullanmadan tek tek elleriyle dikmiş. Ve işte Fuat amca ve muhteşem eserleri huzurlarınızda :)






























































 
Bir dikiş makinası firmasının reklamı yapılırken aynı zamanda nasıl kırkyama yapılır onu da öğretiyorlardı. Eşimle ben de bundan nasibimizi aldık:)










Meğer orantılı şekiller oluşturmak ve  kesmek için özel alet edevat varmış:) Bunu da bahaneyle öğrenmiş olduk.







Eşek turu yaptıran arkadaş ve Barbaros hatırası köşesi







Korkuluklara devam






























Müzik ziyafeti  çektirenler de vardı:)











Cami ve avlusu. Minarenin güzelliğine bakar mısınız?


                        








Çat kapı evleri diye bir şey var. Kapısında Çat kapı yazan evlere girip çay kahve ne varsa içip parasını veriyorsunuz. Sohbet muhabbet şahane:) Biz de bu evlerden birine misafir olduk. Evin hoşuma giden yerlerini fotoğrafladım. Ev sahipleri çok hoş sohbetti sanki komşuya çay içmeye gitmiş gibiydik. Çok keyif aldık:) Bir de okudukları kitapları satışa çıkarmışlar oldukça uygun fiyattan. O kadar güzel kitaplar aldım ki keyfim ikiye katlandı:)







Hep dışarıdan kapı resimleri çekecek değilim ya bu evin de içeriden çektim kapısını:) Bu arada Fatmagül'ün  suçu ne dizisinin bazı sahneleri bu evde çekilmiş dediklerine göre.



Kilerlerinin kapısına bayıldım.

            
Burası da kilerlerinin içi.


Festival için kurulan pazardan bir kaç kare








Korkuluklara devam:)













 Bunlar da festivalde sergilenen minyatür ağaçlar (bonsai)















 














Sonuna kadar geldiyseniz bu kadar:) Bitti. Teşekkürler:)